
Son dönemde inşaat sektöründe yaşanan finansal zorluklar ve yarım kalan projelere ilişkin gelişmeler, bu projelerden taşınmaz satın alan kişilerin karşı karşıya kaldığı hukuki riskleri artırmış olup, özellikle teslim ve tapu devrinin gerçekleştirilememesine yönelik uyuşmazlıklar uygulamada daha sık gündeme gelmeye başlamıştır.
Bu kapsamda, yüklenici müteahhit firmaların iflası halinde taşınmaz alıcılarının hukuki durumu ve izlenmesi gereken süreçler önem arz etmekte olup, İstanbul Esenyurt’ta yer alan Innovia 4 – İnnovia 4 projesi ile gündeme gelen Yeşil Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. hakkında verilen iflas kararı, konuya ilişkin güncel ve somut bir örnek teşkil etmektedir.
Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 05.03.2026 tarihli kararı ile verilen iflas kararı akabinde, Bakırköy 1. İcra ve İflas Müdürlüğü’nün 2026/14 İflas sayılı dosyası üzerinden tasfiye süreci başlatılmış; iflasın açıldığı hususu 06.03.2026 tarihinde İcra ve İflas Kanunu’nun 166. maddesi uyarınca ilan edilerek kamuya duyurulmuştur.
Söz konusu ilan ile birlikte, projeden taşınmaz satın alan kişiler bakımından aşağıdaki hukuki sonuçlar doğmaktadır:
İflasın açılması ile birlikte borçlu şirkete ait tüm malvarlığı iflas masası bünyesinde toplanmakta olup, alıcıların haklarını bu masa üzerinden ileri sürmeleri gerekmektedir. Bu çerçevede alacağın iflas masasına kaydedilmesi, hukuki niteliği itibarıyla sürecin temel ve zorunlu adımını oluşturmaktadır.
Alacak kaydı başvurusunun; sözleşmeler, ödeme belgeleri, banka kayıtları ve diğer deliller ile birlikte ilgili iflas dairesine sunulması gerekmekte olup, alıcıların alacaklarının çoğu durumda teminatsız alacak niteliğinde olduğu ve sıra cetveline tabi olacağı dikkate alınmalıdır.
İflas idaresi tarafından yapılacak inceleme neticesinde oluşturulan sıra cetveli ile alacakların kabul edilip edilmediği ve hangi sırada yer aldığı belirlenecek olup; alacağın reddedilmesi veya eksik kabul edilmesi halinde, sıra cetvelinin ilanından itibaren kanunda öngörülen süreler içerisinde kayıt kabul davası açılması gerekmektedir.
Bununla birlikte, iflas süreci yalnızca alacak tahsiline indirgenmemekte olup, uygulamada iflas idaresi ile yürütülen müzakereler neticesinde alternatif çözüm mekanizmalarının da devreye girebildiği görülmektedir. Bu kapsamda, belirli bir bedel karşılığında veya mevcut alacakların mahsup edilmesi suretiyle taşınmazın doğrudan alıcıya devredilmesi gibi çözümler de mümkün olabilmektedir.
Genel itibariyle değerlendirildiğinde, inşaat şirketlerinin iflası halinde taşınmaz alıcıları bakımından en önemli risk, sürecin dışında kalınmasıdır. Buna karşılık, süresi içerisinde yapılan başvurular ve etkin şekilde yürütülen hukuki takip ile hak kayıplarının önüne geçilmesi mümkün olduğu gibi, uygun stratejilerle tapu devri dahil olmak üzere somut kazanımlar elde edilmesi de mümkün olabilmektedir.
Bu nedenle, benzer nitelikte bir durumla karşı karşıya olan kişilerin, hak kaybı yaşanmaması adına süreci gecikmeksizin değerlendirmeleri ve somut durumlarına uygun hukuki yol haritasının belirleyip uygulamaları önem arz etmektedir.
Nexpo Legal